Eskişehir, Türkiye'nin "en yaşanabilir şehir" listelerinde sürekli üst sıralarda çıkan nadir örneklerinden biri. Bunun nedeni sadece nostaljik bir güzellik değil; şehir plancılarının 2000'li yılların başından itibaren Porsuk Çayı kıyısını yeniden düzenlemesi, iki büyük üniversitenin getirdiği genç nüfus ve nispeten düzenli bir kentsel doku. Sonuç olarak Eskişehir, diğer Anadolu şehirlerinden farklı, neredeyse Orta Avrupa kentlerini andıran bir atmosfere sahip. İlk kez gelenlerin en çok şaşırdığı şey de bu oluyor: Türkiye'nin ortasında, temposu yavaşlatılmış, yürünebilir bir şehir.
Porsuk Çayı ve gondol turu
Şehrin kalbi sayılan Porsuk Çayı, iki yakasını birbirine bağlayan köprüler ve kıyı boyunca uzanan yürüyüş yollarıyla akşamüstü saatlerinin vazgeçilmez rotası. Venedik'ten esinlenerek getirilen gondollarla yapılan kısa turlar, turistik olsa da şehri farklı bir açıdan görmenin keyifli bir yolu; yaklaşık 20-30 dakika süren turlar, akşam ışıklandırması başladığında özellikle güzel. Kıyı boyunca sıralanan kafelerde oturup suyun üzerinden geçen köprüleri izlemek, Eskişehir deneyiminin özeti gibi.
Nehir kıyısındaki Adalar bölgesi, özellikle hafta sonları öğrencilerle dolup taşıyor. Buradaki kafeler, İstanbul ya da Ankara'ya kıyasla çok daha uygun fiyatlı; bir öğleden sonrayı kitap okuyarak ya da sohbet ederek geçirmek için ideal bir ortam sunuyor.
Odunpazarı: renkli bir açık hava müzesi
Şehrin restore edilmiş eski mahallesi Odunpazarı, dar yokuşlu sokakları ve rengarenk ahşap Osmanlı evleriyle fotoğraf makinesi elinizden düşmeyecek bir bölge. Evlerin cepheleri pastel tonlarda boyanmış; her sokak başında farklı bir renk paleti karşınıza çıkıyor. Bölge, UNESCO'nun geçici miras listesinde yer alıyor ve son yıllarda yapılan restorasyonlarla eski dokusu büyük ölçüde korunmuş durumda.
Mahallenin içindeki Odunpazarı Modern Müzesi (OMM), Türkiye'nin en iddialı çağdaş sanat müzelerinden biri; ahşap bloklardan oluşan modern mimarisi, çevresindeki geleneksel evlerle ilginç bir diyalog kuruyor. Müzenin koleksiyonu Türkiye'nin önde gelen çağdaş sanatçılarından örnekler barındırıyor. Çevredeki küçük dükkanlarda yerel el sanatları ve lületaşı işçiliği örnekleri satılıyor; pazarlık yapmak da bu alışverişin bir parçası.
Lületaşı: şehre özgü bir zanaat
Eskişehir, dünya lületaşı rezervinin büyük bölümüne sahip; bu beyaz, hafif ve işlenmesi kolay taş, yüzyıllardır pipo ve süs eşyası yapımında kullanılıyor. Şehirdeki atölyelerde ustaların taşı oyma sürecini izlemek mümkün, isterseniz kendinize özel bir parça da sipariş edebilirsiniz. Lületaşı pipoların özelliği, kullanıldıkça renk değiştirmesi -yıllar içinde beyazdan bal rengine dönüşen bir pipo, koleksiyoncular için değerli bir parça haline geliyor.
Sazova Parkı ve aile ile gezi
Şehrin biraz dışındaki Sazova Bilim, Sanat ve Kültür Parkı, aile ile gelenler için iyi bir seçenek; içindeki masal şatosu, bilim merkezi ve küçük hayvanat bahçesi çocuklu ziyaretçilere hitap ediyor. Park oldukça geniş, yarım günlük bir ziyaret için rahatça zaman doldurabilirsiniz.
Ne yenir?
Eskişehir mutfağının imzası çibörek -Kırım Tatar göçmenlerinin getirdiği, kıymalı içiyle kızartılan ince hamur işi. Şehirde onlarca çibörek salonu var ve yerel halkın kendi favorisi konusunda kesin fikirleri bulunuyor. Tatlı tarafta ise kaymaklı ekmek kadayıfı ve met helvası deneyin.
Pratik notlar
- Nasıl gidilir: YHT ile İstanbul'dan yaklaşık 3 saat, Ankara'dan 1,5 saat; otobüs seferleri de sık ve ekonomik.
- Ne zaman gidilmeli: Yaz aylarında öğrenciler tatile çıktığı için şehir durgunlaşıyor; dönem içinde (Ekim-Mayıs) atmosfer çok daha canlı.
- Ulaşım: Şehir merkezi yürüyerek gezilebilir; tramvay hattı da ana noktaları birbirine bağlıyor.
- Bütçe: Öğrenci şehri olması sayesinde konaklama ve yeme-içme büyük şehirlere göre belirgin şekilde ekonomik.
